Hüzünlü Bir Osmanli Gelini Bosna / Hüseyin ÖZCAN*

 
 
 
Her seyahat öncesinde farkli mekân ve kültürleri tanimanin verecegi heyecani yasariz. Gördügümüz kisi ve mekânlari daha önceden gördüklerimizle mukayese eder, ortakliklar ve zitliklarla ilgi kurariz. Seyahatler bizi siradanliktan kurtarir, hayatimiza hareket kazandirir. Gördügümüz yerler ve tanistigimiz kisiler bizde izler birakirken hatiralarla seyahatimizi sonlandirir ve her gezi sonunda kendimizi yenilenmis hissederiz.
Bosna bir çok ülkeye göre bana farkli çagrisimlar yapiyordu. Bu ülkenin adini ilk kez çocuklugumda gurbetçi akrabalarimizin dilinden duydugumu hatirliyorum. O diyarlardan geçerken duyduklari ezan sesi, camiler ve halkin konustugu Türkçe ve gösterdigi misafirperverlik Avrupa'nin ortasindaki bir ülke için onlara sira disi geliyordu. Bosna'nin Avrupa'nin ortasinda unuttugumuz bir ülke oldugunu ben çok sonralari ögrenecektim.
Nisan 1992'de baslayip 1995 yili sonuna kadar devam eden üç buçuk yillik savas süresince televizyonlarimiza yansiyan katliam görüntüleri ile Bosna adi zihnimize hüzünle yerlesti. Sokaklarda kosusturan insanlara acimasizca sikilan kursunlar, patlayan bombalar, parçalanan cesetler ve kanlar içinde çirpinan insanlari ancak filmlerde görüyorken bu kez canli bir hadiseye televizyon araciligi ile sahit oluyorduk. Ve bu insanlar bizlerle tarihimizde kader birligi yapmis din kardeslerimizdi. Zaman zaman savasin yükselen tansiyonu, Bosna için toplanan yardimlar ve Bosna'ya yakilan agitlar o tarihten aklimda yer eden karelerdi.
Yillar sonra bu duygular içinde Bosna'daki Türk Liselerinin mezuniyet töreni vesilesiyle Bosna'ya gidiyordum. Bir grup akademisyen arkadasimizla uçak yolculugu yapacaktik.
Bir ülkeye yolculuga çikmadan önce o belde ile ilgili birtakim bilgiler elde etmek seyahati daha faydali hale getirecegi için yola çikmadan önce Bosna ile ilgili su bilgilere eristim:

Kültürlerin bulustugu yer: Bosna


Bosna kelimesi, Sava nehrine dökülen Bosna suyundan gelir. Hersek ise adini ortaçag sonlarinda burada kurulan Hercegovina Dukaligi'ndan alir. Bosna-Hersek Avrupa kitasinin güneybati, Balkan yarimadasinin ise kuzeybati kösesinde yer alir. Kuzey ve batida Hirvatistan, doguda Sirbistan, güneydoguda ise Karadag tarafindan çevrelenmistir.
Bosna'nin Osmanli yönetimine geçmesinden önce buralara gelen alperenler Bogomil mezhebine bagli Hiristiyanlarla diyalog kurarak Islâm'i temsil ve teblig ederler. Bogomil mezhebi, tek Allah akidesine mensup bir Hiristiyanlik mezhebidir. Bosnaklar kendi akidelerinin Islâm dini akidesiyle örtüstügünü görürler. Bosnak din adamlari Fatih Sultan Mehmed'in din alimleriyle görüserek Müslüman olmak istediklerini bildirirler. Sultanin talimatiyla Jajçe sehrinde düzenlenen büyük bir merasimde Fatih, o gün Müslüman olan Bosnaklar'a "dileyin benden ne dilerseniz” der. Bosnaklar da Sultan'dan iki dilekte bulunurlar. Birinci dilekleri çocuklarinin Istanbul'da egitim görmeleri, ikinci istekleri ise Bosna'da toprak düzeninin degistirilmemesidir. Sultan, Bosnaklarin her iki dilegini de kabul eder. Bosnaklar Osmanli devletine sadik bir millet olup çok sayida devlet adami, pasa ve bilim adami çikarirlar. Bunlardan en önemlileri Osmanli Devleti'nde bes kez sadrâzamliga getirilen Hersekzade Ahmed Pasa, üç kez sadrazâmlik yapan Damad Ibrahim Pasa ve bir dönemde iz birakmis Sokullu Mehmed Pasa.
Bosnak dili aslinda Sirp-Hirvat dilinin bir "agzi" durumunda. Islâmî tabir ve istilâhlarin girmesiyle zenginlesmis. Osmanli döneminde dile girmis olan Türkçe, Arapça, Farsça kelimelerin etkisi ve yogunlugu var. Bugün Bosnakça ile Türkçe arasinda yaklasik 2000 kadar ortak sözcük oldugu söyleniyor.

Bosnalilarin Üç Babasi


Aksam geç saatlerde Bosna'ya indik. Dogrudan otellerimize giderek yerlestik. Ertesi gün grup için hazirlanan otobüsle seyahatimiz basladi. Ilk izlenimim, Bosna'ya yesilin alabildigine hakim olmasiydi. Bu hâliyle Bosna, Karadeniz bölgemize çok benziyor. Sehir disindaki otelimizden merkeze dogru yaklasirken gördügümüz minareler, Avrupa'nin ortasindaki bu ülkenin Müslümanligi'na sehadet edercesine yükseliyordu. Bosna caddelerinde dolasirken bombalardan tahrif olmus binalari, duvarlardaki kursun izlerini ürpererek görüyoruz. Az sonra "Bas çarsi” civarindayiz. Burada camiler, medreseler, hanlar, hamamlar, bedestenler bize çok asina geliyor. Savasin korkunç izlerini tasiyan Bosna'da iki ayri mimari gözümüze çarpiyor. Birincisi Osmanli mimarisi. Bu mimari de bize çok tanidik. Sanki bir Anadolu sehrinde dolasiyor gibi hissediyoruz. Çarsi ve pazarlar da ayni mimari anlayisla sekillenmis. Saraybosna'da Gazi Hüsrev Bey Camii ve Medresesi bu muhtesem Osmanli mimarisinin örnegi. Caminin içini gezdikten sonra bahçede bulunan Gazi Hüsrev Bey'in türbesini ziyaret ediyoruz.
Rehberimizin verdige bilgiye göre Bosna halki kaderlerinde önemli rol oynayan üç kisiyi baba olarak aniyorlarmis. Bunlardan ilki Bosna'yi fetheden Fatih Sultan Mehmed, ikincisi ise Bosna sancakbeyliginde bulunan yogun fetih ve gaza faaliyetlerinin yaninda, Saraybosna ve çevresinin Islâmlasmasinda çok önemli rol oynayan dinî, ticari ve kültürel binalar yaptiran Gazi Hüsrev Pasa, üçüncüsü de Bilge Kral Aliya Izzetbegoviç.
Caddelerde gördügümüz farkli yapilar ise Avusturya-Macaristan mimari tarziyla yapilmis. Bütün bu yapilar belli alanlarda kümelendiklerinden birbirleriyle mukayese imkâni olabiliyor. Hüsrev Pasa Camii yanindaki küçük kahvehanelerde Bosnalilara has fincanlarla kahvemizi yudumlarken sohbet ettigimiz mekân sahibi kendine has Türkçesiyle Türklere olan muhabbetini dile getiriyor. Burada kahve birer kisilik bakir veya sari tepsilerde, herkese ayri küçük bir cezve ve sapsiz fincanlarla geliyor. Sekerini sormuyorlar, çünkü içine atilmiyor, yanina konuyor ve genelde lokumla beraber ikrâm ediliyor.

Bilge Kral Aliya Izzetbegoviç


Bosna'da savasin izlerini tasiyan binalar arasinda dolasiyoruz. Bosna'da bizi etkileyen en önemli seylerden birisi de mahalle aralarinda sik sik rastladigimiz sehit mezarlari. Savasta iki yüz binden fazla kisi sehit olmus. Ayrica binlerce kisi kayip. Siddetli savas sonrasi sehit olanlar için mezar yeri bulmak ayri bir sikinti olmus. Bir çok alan kabristana dönüstürülmüs. Bazi camilerin savas sonrasinda yikilmis minareleri hâlâ onarilmamis. Savasin aci hatirasini canli tutmak için belki de özellikle onarilmiyor. Edindigimiz bilgiye göre savas sonrasinda halkin dinî hassasiyetinde ciddi artislar olmus. Uzun yürüyüsümüz sonrasinda adi Bosna ile özdeslenen Bilge Kral Aliya Izzetbegoviç'in de kabrinin bulundugu bir sehit mezarina ulasiyoruz. Rehberimizin verdigi bilgilerle onu biraz daha yakindan taniyoruz:
"Aliya Izzebegoviç'in ayni adi tasiyan dedesi, Üsküdar'da askerlik yaparken tanistigi Türk kizi Sidika Hanim ile evlenmis. Dede Izzetbegoviç, Sidika Hanim ile evlendikten sonra Samats'a geri dönmüs. Bu evlilikten bes erkek çocuklari dünyaya gelmis. Aliya'nin babasi Mustafa da Samats'ta dogmus. Dinî terbiyesini, önce ailesinden, özellikle de annesinden aldigini söyleyen Aliya Izzetbegoviç, hatiralarinda, alti yasindayken Kur'an kursuna basladigini ve çocuk olmasina ragmen sabah namazlarini camide kildigini anlatır.